BURADASINIZ : İstanbul Avukat > Diğer Yargıtay Kararları > İşçinin Rekabet Yasağı

İşçinin Rekabet Yasağı - Görevli Mahkeme

ÖZET: İş akti sonlandırıldıktan sonraki rekabet yasağında Asliye Ticaret Mahkemesi yetkilidir. Y.11.HD. E.2009/36458 K.2010/640 T.22.01.2010

 

DAVA: Davacı vekili, müvekkili ile imzaladığı 29.04.2003 tarihli hizmet sözleşmesi ile müvekkili şirketin Bursa satış bölgesinden sorumlu satış mühendisi olarak çalışan davalının 5 yıl süre ile çalıştıktan sonra 21.01.2008 tarihinde istifa yoluyla şirketten ayrıldığını, taraflar arasında imzalanan sözleşme ile işten ayrıldıktan sonra 2 yıl süre ile şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren herhangi bir şirkette doğrudan veya dolaylı olarak görev almamayı kabul ettiği halde şirkette çalıştığı dönemde kurma hazırlıklarına başladığı dava dışı E.…. Ltd. Şti.ni kurarak aynı alanda çalışmaya ve müvekkili şirkete rakip şirketlerin reklamını yapmaya başladığını ve çekilen ihtara rağmen bu eylemine son vermediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla ( 40.200 ) YTL. cezai şartın 12.04.2008 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, ayrıca hizmet akdine ve BK’nın 348-352. Maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına aykırılık ve TTK’ nın 56 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine aykırılıktan kaynaklanan tazminat ve diğer talep hakları saklı kalmak kaydıyla davalının fiillerine son verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Yasası’nın 1. maddesine göre davaya bakmaya Bursa İş Mahkemesi’nin görevli olduğunu ve ticari sırrın söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın hizmet akdine ve işçi – işveren ilişkisine dayandığı ve bu sebeple davanın iş mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın Bursa İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

KARAR: Dava rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili ve ihlale son verilmesine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalının, davacı ile imzaladığı sözleşme uyarınca, “Bursa Satış Bölgesinde Sorumlu Satış Mühendisi” olarak çalıştığı ve 5 yıllık bir çalışma sonrası 21.01.2008 tarihinde kendi isteğiyle işten ayrıldığı ve yanlar arasında imzalanan sözleşme ile davacının hizmet akdi sona erdikten sonra 2 yıl boyunca davacı işverenin faaliyet sahasında çalışan herhangi bir şirkette doğrudan ya da dolaylı olarak yer almamayı ve hiçbir şekilde akrabası kanalıyla dahi bir ilişki içinde bulunmamayı taahhüt ettiği çekişmesiz olup, davacı, davalının akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren şirkete ortak olduğu ve rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıyla işbu davayı açmıştır. BK’nın 348. maddesi “ İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerin esrarına nüfus etmek hususlarında işçiyle müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapmamasına ve rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını şart edebilirler. Rekabet memnuniyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfusundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar hükmüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi akdin yapıldığı zamanda reşit değilse rekabet memnuniyetine dair olan şart batıldır ” hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin mukavele yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte hizmet akdi süresince yapılmaması gereken bir hususu değil, hizmet akdinin sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir. Hizmet akdinin devamında yapılan bir sadakatsizlik bu ister sözleşme ile düzenlensin ister kanunla düzenlensin elbette ki iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturacaktır. Oysa davada davacı taraf davalının akdin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi nedeniyle cezai şart istemekte ve bu eylemin durdurulmasını talep etmektedir. Uyuşmazlığın bu niteliği itibarıyla davanın iş mahkemesinde görülmesini gerektirir bir durum mevcut değildir. Ayrıca ticari sırrın ne olduğunun değerlendirilmesinin uzman mahkemelerce yapılması gerektiği de yadsınamaz bir gerçeklik olduğu gibi “ Rekabet Yasağı ” kavramı da piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, TTK’ nın 4. maddesiyle yasa koyucu çok açık bir şekilde BK. nun 348.maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalar olup somut olayda olduğu gibi düzenlenen bir hizmet sözleşmesi içinde yer alması davanın mutlak ticari dava olduğu niteliğini değiştirmez. Nitekim Dairemizin yerleşmiş içtihatları da bu yoldadır. ( 2008/7321 e-2008/9007 K. 2000/8808 E. – 2000/10150 K. 2006/9411 E. – 2007/12223 K. 2007/4507 E. – 2008/6825 K. 2005/6508 E. – 2006/9306 K. ) Ayrıca doktrinde de ( Bkz. Prof. Dr. Polat Soyer, Rekabet Yasağı Sözleşmesi, Ankara 1994 s. 14 ) davanın mutlak ticari dava olduğu kabul edilmektedir. Nitekim bir kısım yazarlar ( Bkz. Prof.Dr.S.Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Onuncu Bası, s.96 ) davanın mutlak ticari dava olduğunu, ancak böyle sayılmanın anlamsız olduğunu kabul etmektedir. Açıklanan tüm bu nedenlerle mahkemece mutlak bir ticari dava olan davaya bakılmak gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.