BURADASINIZ : İstanbul Avukat > Diğer Yargıtay Kararları > Yapımcı Firma- Oyuncu İlişkisi

 TELEVİZYON DİZİSİ - OYUNCU İLE YAPIMCI FİRMA ARASINDAKİ İLİŞKİ - DAVADA GÖREV

 

ÖZET: Televizyonda yayımlanan dizide oyuncu olarak görev yapan kişi ile yapımcı firma arasında iş kanunu kapsamında hizmet sözleşmesi ilişkisinin varlığından söz edilemez. Bu ilişkinin istisna sözleşmesi olduğu dikkate alınarak İş Mahkemesince görevsizlik kararı verilmelidir.

Y.9 HD.2010/23111 K.2012/35748 T.01.11.2012

 

Davacı, davalı işyerinde çalıştığını, işyerinin medya sektöründe faaliyet gösteren bir yapımcılık şirketi olduğunu, ücret alacağının ödenmediğini bunun üzerine Şişli 8.İcra Müdürlüğü’nün 2008/2763 Esas sayılı dosyası ile takip yapıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini belirterek Şişli 8. İcra Müdürlüğü’nün 2008/2763 Esas sayılı takibine yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı, mahkemenin görevli olmadığını, taraflar arasında eser sözleşmesinin olduğunu, aralarında bir bağımlılığın olmadığını, davacının ücretinin 20.10.2008 tarihli fatura ile ödendiğini savunarak haksız açılan davanın reddini talep etmiştir.

 

Yerel mahkemece, davalı yapımcı şirketin ajans durumunda bulunan şirkete yapmış olduğu ödemenin davacıya olan ücret borcunu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne ve itirazın iptaline karar verilmiştir.

 

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 8.maddesinin birinci fıkrası uyarınca iş sözleşmesi, bir tarafın ( işçi ) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın ( işveren ) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ( emek ) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır. İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayırt eden en önemli kıstas bağımlılık unsurudur. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye ( işveren-eser sahibi veya temsil edilen ) karşı ekonomik bağlılığı vardır. Ancak, iş sözleşmesinde işçi, belirli veya belirsiz süreli olarak işveren için çalışır. Vekâlette ise vekilin belli bir zamana bağlı olarak çalışması söz konusu değildir. Vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı, ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir unsur değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde, iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Bağımsız olarak iş gören, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahip olan, bütün zamanını tek bir müvekkile hasretmek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle ayrı vekâlet sözleşmeleri yapabilmekte ve bu şekilde ekonomik olarak tek bir işverene bağlı olmaktan kurtulmaktadır. İş sözleşmesini belirleyen başka bir kriter hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi, edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmek durumundadır. İşçinin bu anlamda işverene karşı kişisel bağımlılığı da bulunmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendilerine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Sayılan bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin bir ölçü teşkil etmez. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi, bu bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kar ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir. Yukarıda sayılan ölçütler dışında, bağımsız çalışan kişiyle işçiyi birbirinden ayıran önemli diğer bir kriter, işin yönetim ve denetiminin kime ait olduğudur. İşçi, işverenin yönetim ve denetim sorumluluğu altında bulunan bir organizasyon içinde yer alır. Çalışma saatleri ve işin yapılacağı yer işverence belirlenir. İş araçları ve dokümantasyonu genelde işverence sağlanır. Bu konudaki alt bir kriter ise çalışanın kendisi, başkası ya da bir hizmet organizasyonu kapsamında iş yapması olgusudur. İşçinin işveren tarafından önceden belirlenen amaca uyma yükümlülüğü var iken, bağımsız çalışan açısından böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. İşçinin önceden iş koşullarını ve işin yapılması sırasında kullanılacak araçları seçme yetkisi ya da işin yapılacağı yer ve zamanı belirleme serbestîsi yoktur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse dahi, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması ( ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir ) durumunda, çalışan kişinin “ bağımsız çalışan ” olduğu kabul edilmelidir. Vekilin dilediği zaman sözleşmeyi sona erdirme hakkı, işverene karşı mutlak olmamakla birlikte bir ölçüde bağımsızlığını ortaya koymaktadır. Oysa işçi, işin gerçekleştirilmesi yönünden amaca uygun olmadığını düşündüğü bir talimatı, işverenin ısrarı karşısında yerine getirmek zorundadır. Çalışanın münhasıran aynı iş sahibi için çalışması da, tek başına yeterli olmasa da aralarında bağımlılık ilişkisi bulunduğuna kanıt oluşturabilir. Kural olarak işçi sayılan kişinin kendi işçileri ve müşterileri bulunmaz. Bu kapsamda dikkate alınabilecek bir ölçüt de, münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yararlanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir. 5521Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.maddesinde iş mahkemelerinin görevi, “ İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ” olarak belirlenmiş olmakla, işçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir. Somut olayda davanın konusu ücret alacağı, istisna sözleşmesinden kaynaklıdır. Taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Dava konusu ve tarafları dikkate alındığında talep hakkında yargılama görevi genel mahkemelerindir. Mahkeme görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esasına girip kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

 

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.