BURADASINIZ : İstanbul Avukat > Boşanma Davası Yargıtay Kararları > Tanıma Tenfiz Yargıtay Kararı

 YURTDIŞINDA BOŞANAN TARAFLAR ( Değer Artış Payı Alacağı ve Muvazaa Hukuksal Sebebine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Talebi - Mal Varlığı Hukukundan Doğan Her Türlü Mal ve Alacak Davalarının Türkiye`de Görülebileceği )

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/2292

K. 2011/381

T. 26.1.2011
 

• DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI ( Tarafların Yurtdışında Boşandıkları/Davacının Kredi Taksitlerini Ödeyerek Edinilen Daireye Katkı Yaptığı - Mal Varlığı Hukukundan Doğan Her Türlü Mal ve Alacak Davalarında Türk Hukukunun Uygulanacağı )

• YURTDIŞINDA BOŞANAN TARAFLAR ( Değer Artış Payı Alacağı ve Muvazaa Hukuksal Sebebine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Talebi - Mal Varlığı Hukukundan Doğan Her Türlü Mal ve Alacak Davalarının Türkiye`de Görülebileceği )

• T. C. VATANDAŞI OLMAYAN TARAFLAR ( Değer Artış Payı Alacağı ve Muvazaa Hukuksal Sebebine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Talebi - Davada Türk Hukuku Uygulanabilmesi İçin Vatandaş Olmak Gerekmediği )

• TAPU İPTALİ VE TESCİLİ ( Tarafların Yurtdışında Bulunduğu ve T.C. Vatandaşı Olmadığı/Davalının Daireyi Annesine Devrettiği - Muvazaa Hukuksal Sebebi İçin Öngörülen Objektif ve Subjektif Unsurların Gerçekleştiği )

• YABANCI UYRUKLU EŞLER ARASINDA MAL REJİMİ ( Tarafların Almanya`da Boşandıkları - Davacının Değer Artış Payını Türk Hukukuna Göre İsteyebileceği )

• MUVAZAA ( Almanya`da Boşanan Taraflardan Davacının Tapu İptali İle Tescili Talebi/Davalının Daireyi Annesine Devrettiği - Davacıdan Mal Kaçırmaya Çalıştığı/Muvaazaa İçin Öngörülen Objektif ve Sübjektif Unsurların Gerçekleştiği )
 

4721/m. 5178179225   743/m. 170   818/m. 18    1086/m. 13,1645  5718/m. 21   5901/m. 28

 

 

Dava, kredi taksitlerinin ödenmesi suretiyle edinilen daireye yapılan katkıdan doğan değer artış payı ile şahsi hak nedeniyle muvazaa hukuksal sebebine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir. Taraflar, Almanya`da boşanmışlardır. Davalı T.C. vatandaşlığından çıkmıştır. Mal varlığı hukukundan doğan her türlü mal ve alacak davalarında Türk hukuku uygulanır, davacının Türk vatandaşı olması şart değildir. Davacının alacaklı bulunduğu kanıtlanmıştır. Davalının daireyi annesine devretmekle, davacıdan mal kaçırdığı ve alacağının tahsilini oldukça zorlaştırmasıyla muvazaa hukuksal sebebi için öngörülen objektif ve sübjektif unsurlar gerçekleşmiştir.
 

KARAR :

Davacı Christine vekili; 15.07.2004 harç tarihli dilekçesinde; vekil edeniyle davalının 14.11.1994 tarihinde evlendiklerini, evliliklerinin devamı sırasında davalı Ferhat`ın davacının kefaleti ile bunun yanında anne ve babasının Almanya`daki dairelerini ve onların hayat sigortalarını teminat göstererek Alman Bankası`ndan 20.10.2000 tarihinde 170.000 Alman Markı kredi aldığını, davalı Ferhat`ın aldığı kredinin geri ödemeye ilişkin taksitlerini 2003 yılı Ocak ayından itibaren ödemediğini, o tarihten beri davalının ödemesi gereken tüm banka kredi taksitlerini vekil edeninin ödediğini, kredi çekilirken teminat gösterilen vekil edeninin anne ve babasına ait Almanya`daki dairelerinin kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle satışı tehlikesi doğduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla, şimdilik 10.000 Euro alacağının dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalı Ferhat`tan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davacı Christine vekili; birleştirilen Ankara Yirmialtıncı Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 16.11.2005 tarih ve 2005/66 Esas, 2005/397 Karar sayılı dava dosyasına ait 01.10.2004 tarihli dava dilekçesinde ise; davalı Ferhat`ın Alman Bankası`ndan çektiği 170.000 Alman Markını 08.11.2000 tarihinde Ankara`da oturan diğer davalı annesi Hatice`ye gönderdiğini, Hatice`nin bu parayla A... İli Ç... İlçesi Tapu Sicil Müdürlüğü`nde kayıtlı 8433 ada 15 sayılı parsel üzerinde yapılan binada 14 nolu bağımsız bölümü davalı oğlu Ferhat adına aldığını, Ferhat`ın bu taşınmaz üzerinde önce annesi Hatice yararına intifa hakkı tanıdığını, bu konuda tapu kaydında intifa şerhi bulunduğunu, daha sonra davalı Ferhat`ın bu taşınmazı ( kuru mülkiyetini de ) muvazaalı ( danışıklı ) olarak satış gibi göstererek 06.05.2003 tarihinde annesi davalı Hatice`ye devrettiğini açıklayarak muvazaalı hukuksal sebep nedeniyle tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, 21.12.2005 havale tarihli dilekçesiyle de isteğini ıslah ederek davalı Ferhat adına iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.

Davalı Ferhat ve Hatice vekili; davacının kefil olmadığını, bizzat kredi borcunu ödemekle yükümlü olduğunu, vekil edeni Ferhat`ın Türk vatandaşlığından çıktığını, Alman vatandaşı olduğunu, Türkiye`de ikametgahı olmayan, oturmayan ve Türkiye`de malı ve teminatı bulunmayan kişilere karşı HUMK`nın 16. maddesi uyarınca dava açılamayacağını, dava konusunun Türkiye`deki bir malla ilgisinin görülmediğini, tarafların hangi ülke hukukunun olayda uygulanacağını seçemediklerini, borcun sözleşmeden kaynaklandığını, bu nedenle ifa yeri hukukunun olayda uygulanması gerektiğini, buna bağlı olarak Alman Mahkemelerinin yetkili olduğunu, taşınmaz üzerinde davacının herhangi bir hakkının bulunmadığını, muvazaa unsurlarının olayda gerçekleşmediğini belirterek dayanağı bulunmayan alacak davası ile tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmesini savunmuştur.
 

 

Alman Bankası`nda 170.000 Alman Markı kredinin 20.10.2000 tarihinde çekildiği, kendisine gönderilen bu parayla davalının annesi Hatice`nin 13.11.2000 tarihinde davalı ( oğlu ) Ferhat adına uyuşmazlık konusu daireyi satın aldığı, intifa hakkının Hatice`de olduğu, 06.05.2003 tarihinde tapuda yapılan satış ve devirle taşınmazın kuru mülkiyetinin de Ferhat tarafından annesine intikal ettirildiği, tapu kayıtları ve resmi senetle sabittir. Bu konuda bir uyuşmazlık da yoktur. Taşınmaz Türkiye`de ( Ankara`da ) bulunmaktadır. Bu nedenle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun`un ( MÖHUK`un, eski 2675 sayılı Kanun`un 23. maddesi ) 21. maddesinde; '... Taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer ayni haklar, işlem anında malların bulunduğu ülke hukukuna tabidir.' denilmekte olup, kesin yetki kuralını belirtmiştir. Taşınmazlar için kesin yetki kuralını belirleyen HUMK`nın 13 ve 16. maddeleri paralelinde sözü edilen hükmün düzenlendiği açıktır. HUMK`nın 16. maddesinde; '... Mal davalarından ...' söz edilmektedir. Bu oldukça geniş bir kavramdır. Bu nedenle gerek uygulamada ve gerekse doktrinde, mal varlığı hukukundan doğan her türlü mal ve alacak davalarının bu madde kapsamına girdiği kabul edilmektedir. Öyle ise taşınmazla ilgili davanın Türkiye`de görülmesinde ve Türk Hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemektedir ( MÖHUK m. 15/2, 21, 41; HUMK m. 13, 16 ). Diğer bir husus ise, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar söz konusudur. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu`nun 28. maddesinde; doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve kendileriyle birlikte işlem gören çocukları; milli güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü, seçme ve seçilme, kamu görevlerine girme, muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bunların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler, denilmektedir. Bu somut olgu da olaya ışık tutmaktadır.

Öte yandan, kredi Almanya`da alınmış ise de; davalı Ferhat tarafından Türkiye`de alınan taşınmaz için kullanılmıştır. Davacı da bir biçimde alınan ve Ferhat tarafından ödenmeyen kredi taksitlerinin bir kısmını ödediği dosyalardaki bilgi ve belgelerle kanıtlanmıştır. Taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlığın da bulunduğu söylenemez. Davacı, kredi taksitlerinin bir kısmını ödemekle alınan daireye katkıda bulunduğu ve bundan dolayı katkı payı alacağını istediği açıktır. O halde, davacının alacağını tahsil etmek için tapu iptali ve tescil davasını açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Saptanan ve açıklanan bu somut ve hukuki olgular nedeniyle Türkiye`de bulunan taşınmazın davacının alacağının tahsili bakımından bir teminat olduğunun kabulü gerekir. Sözü edilen alacak doğrudan satın alınan daireyle bağlantılı olup, açılan tapu iptali ve tescil davasıyla aralarında fiili ve hukuki bağlantının bulunduğu ve bu sebeple birleştirildikleri bir gerçektir. Öyle ise, alacak davasının da tapu iptali ve tescil davasına bağlı olarak Türkiye`de Türk Hukukuna göre görülmesinde kanuna aykırı bir yön bulunmamıştır. Teminatın bulunduğu yer mahkemesinde de davanın açılması mümkündür. 
 

SONUÇ : Saptanan bu hukuki ve somut olgular karşısında davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ( ONANMASINA ), 26.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.