BURADASINIZ : İstanbul Avukat > Diğer Konular > Malpraktis - Hekim Hatası

Malpraktis mi ( Hekim Hatası mı ) komplikasyon mu? - Prof. Dr. Hamit Hancı ile söyleşi


Malpraktis mi,komplikasyon mu ?
*Yeni TCK üzerine Prof. Dr. Hamit HANCI ile söyleşi...
*Röportaj: Yrd.Doç.Dr. Menderes KALKAT
Yeni TCK`da Hekimin Yetki ve Yasal Sorumlulukları

Son yıllarda yanlış tıbbi uygulama iddiasıyla hekimler aleyhine davaların sayısı hızla artış göstermektedir. Tıbbi girişim sonucu meydana gelen istenmeyen sonuçlarda girişimin Malpraktis (Hekimliğin kotu uygulanması) mi yoksa Komplikasyon (Hukukun izin verdiği Risk) mu olduğu ayırt edilmelidir. Hekim ve hasta haklarının korunması, bu alandaki yasal düzenlemelerin tüm kesimlerce bilinmesine bağlıdır. Yasal düzenlemelerin bilinmemesinin hekimi sorumluluktan kurtarmayacağı çok iyi
bilinmelidir. Türk Ceza Kanunu`nun 4. maddesine göre 'Ceza Kanunlarını Bilmemek Mazeret Değildir.'

M.K: Gerek medyadan izlediğimiz gerekse çevremizden duyduğumuz kadarıyla Malpraktis ve komplikasyonlar konusunda son zamanlarda hekimler aleyhine acılan davalarda bir artış görülüyor. Sizce hekimlerin neler yapması gerekiyor?

H.H. : Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bir hekimde mesleki uygulamasından yasalar önünde sorumludur. Bir hekimin ayni zamanda iyide bir hukuk bilgisinin olması gerekmektedir. Hastanın hayatini etkileyebilecek acil kararlar alması durumunda yanında her zaman başvuracağı bir hukuk danışmanı bulması olanaksızdır. Hayati konularda acil karar verme hali hekimi sağlam bir hukuk bilgisine sahip olmaya iten bir etkendir. Hayati tehlikede olan bir hasta ve yaralıya tıbbi yardım hekimlerin mesleki ve insani görevleri olduğu kadar kanuni zorunluluklarından ilkidir. Bundan böyle hekimlerimiz 'ben bilmiyordum' ,'beni ilgilendirmiyor' diyemeyecekler. Sadece Ceza Kanunu da değil, Ceza Muhakemesi Kanununu, tıbbi deontoloji tüzüğünü, hasta hakları yönetmeliğini ve ilgili bütün mevzuatı çok iyi bilmeleri gerekiyor. Bu konuda Türk Ceza Kanunu`nun 4.maddesi şöyle diyor; 'Kanunu bilmemek mazeret değildir', yani hâkim ve savcı karşısında ben yapmış olduğum eylemin hukuka aykırı olduğunu bilmiyordum gibi bir savunmada bulunması hiçbir zaman hekimi sorumluluktan kurtarmaz. Bu yüzden,
konuyu iyi bilmesi ve öğrenmesi gerekiyor. Burada tabii ki meslek odalarına çok önemli görevler düşüyor. Hekimlerin yasal sorumlulukları ile ilgili bir seri eğitim düzenlemesi gerekiyor, çünkü genel olarak hekimlerin fakültelerde öğrenci iken almış oldukları bir hukuk formasyonu bulunmadığı için hekimler konuyu tam olarak bilmiyor. Biz iki yıldır Ankara Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde bu yönde bir eğitim veriyoruz, ama genelde bu yönde bir eğitim bulunmamaktadır. dolayısıyla hekim, bir kitabı alıp ta yasayı okuduğunda bunu tam olarak anlayamayabiliyor. Bu yüzden kısa sureli seminerler, eğitim programları düzenlenmeli en azından ana hatlarıyla sorumluluk alanları
hekimlere mutlaka anlatılmalıdır.
M.K.: Peki bu durumda, hukukçuların da tıbbi uygulamalar ile ilgili bilgilerinin de genişletilmesi gerekir mi?

H.H.: Sağlık teknik bir konu olduğu için, yakin zaman kadar hukukçular bu konuyu iyi bilmiyorlardı. Zaten bilmeleri de mümkün değil. Ancak son yıllarda hekimlerden ve diş hekimlerinden mezuniyet sonrası hukuk okuma yönünde bir trend gözleniyor. Bu kişiler hem teknik kısmı hem de hukuku bildikleri için gerçek anlamda olayın üzerine gidebileceklerdir.
Halen 40 civarında hekim arkadaşımız ayni zamanda hukuk mezunudur. Bu arkadaşlarımız tip hukuku üzerinde uzmanlaşacaklar.

M.K.: 'Malpraktis' isimli kitabınızda belirttiğiniz tıbbi uygulamalarda
Madde 91`de görüldüğü gibi hukuku geçerli rızadan anlaşılması ve hekimin yapması gerekenler konusunu açar mısınız?

H.H.: Rızanın geçerli olmasının ilk şartı kişinin aydınlatılmasıdır. Hasta aydınlatılmadan alınan rızalar geçersizdir. Operasyon, girişim, bunların yan etkileri, olası komplikasyonlar, kullanılacak ilaçlar ve bunların yan etkileri ile ilgili kişiye bilgi verildikten sonra, kişinin de rızasının alınması gerekmektedir. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatları Tarzı icrasına dair kanun bulunmaktadır. Bu kanuna göre rıza ile ilgili kısımda belirtilmiş basit müdahaleler de hastanın hekime başvurmasıyla rıza gösterdiği kabul edilmiştir. Ancak büyük cerrahi girişimlerde yazılı rıza şartı vardır. Örnek olarak bir diş hekimi için bir diş çekiminde ya da basit bir dolguda yazılı rızaya gerek yoktur. Bunun yanında rızayı veren kişinin de aklinin başında olması gerekir. Bir akil hastasının, alkol veya uyuşturucu etkisinde kalmış hastanın veya bir çocuğun rızası geçerli değildir. Bu gibi durumlarda vasisinin veya velisinin rızası alınması gerekmektedir.

M.K.: Hekimlerin taksirli olarak hastanın yaralanması yada ölümüne yol açması ile ilgili olarak Malpraktis durumunda verilen cezalarda ve hekimlerin karşılaşabileceği tazminatlarda bir artış söz konusu mu?

H.H.: Malpraktis durumunda verilecek cezalarda üst sınırlar artırılmış durumdadır. Önceden bu ceza beş yıldı ve beş yıla kaç¬dar olan cezaların tecil edilme olasılığı vardı. Ancak üst sinir 5 yıl arttı, bilinçli taksir
ve olası kast ismiyle yeni terimler getirildi. Verilecek cezaların yüzde elli kadar artırılma durumu söz konusu, dolayısıyla bir hekim, bilinçli taksir veya olası kast sonucu 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir.
İndirimler olsa bile belli oranda uygulanabileceği için hapis cezası riski söz konu¬sudur. Eski ceza kanunu ile yeni ceza kanunu arasındaki en önemli farkı bu olarak görüyorum. Ayrıca yakin zamanda
bir Yargıtay kararı vardı. Bununla ilgili basına da bilgi verdik. Resmi kurumlarda çalışan hekimler için tazminat işverene, başka bir kişinin yanında çalışan hekim için özel hastane, Üniversite veya Sağlık Bakanlığı tazminatı çalıştırana açılıyordu. Sonrasında işveren kusur oranında hekimden talep ediyordu. Ancak Yargıtay’dan direkt hekime de açılabileceği yönünde bir karar cıktı. Bu karar, resmi çalışan, başka bir hekimin yanında çalışan, özel hastanede veya üniversite hastanesinde çalışan tüm hekimleri
oldukça zorlayacak.

M.K.: Hekimlerin Adli konulardaki görevleriyle ilgili gelişmeler var mı?

H.H.: Beden muayenesi ve vücuttan örnek alma gibi yeni bir yönetmelik oluşturuldu. Bu yönetmelik hazırlanırken bende komisyon başkanlığı yaptım. Ceza muhakemesi kanununa göre bu yönetmelik oluşturuluyordu. Burada ilk kez diş izi diye bir kavram oluşturuldu. Sadece Parmak izi yetmez denildi, dudak izi ve diş izi kavramları ortaya çıktı. Buna bağlı olarak diş izini sadece diş hekimlerinin alması seklinde bir karar alındı. Böylece ilk kez adli konularda diş hekiminin görevi de tanımlanmış oldu. Buda son derece yeni ve olumlu bir gelişmedir. Yeni TCK`da birçok değişiklikler var. Yeni CMK`ya göre artik bilirkişilik şartları da ağırlaştı. Yeni bir sistem getirildi. Amerikan filmlerinde izlediğimiz gibi avukatlar tarafından direkt olarak sorgu¬ya çekiliyorsunuz ki buna çapraz sorgu adi veriliyor. Bu sadece hekimleri değil, diş hekimlerini, emniyet mensuplarını yani genel olarak tüm bilirkişilik yapanlar için geçerli ve özel bir sis¬temdir. Çapraz sorgu konusunda da hekimlerimizin eğitim alması gerekiyor. Bilirkişilik yapacak
kişilerin ve bilirkişilik müessesesinin de daha resmileştirilmesi ve tip hukuku doktora programlarının konulması gerekiyor. Bu tur bir doktora programının çok yararlı olacağını düşünüyorum.

 

M.K.: Son olarak ilaç kullanımında hekimin ne gibi bir yasal sorumluluğu söz konusu?
H.H.: Hatalı ve bozuk imal edilmiş ilacın kullanılmasından kural olarak ilaç yapımcısı sorumludur. Hekimin, ilacın yapımındaki hataları önceden tahmin etme olanağı yoktur. Dolayısıyla kusurdan söz edilemez. Ancak tedavi için uygun ilacı yanlış uygulama, doz yüksekliğinde yanılma, deri içi yerine
altına enjeksiyon ve konulan tanıya göre yanlış bir ilacın seçilmesi özensizliğin kanıtı olacaktır. Paralel Dergisi Mayıs 2007 yıl:1 sayı:4