BURADASINIZ : İstanbul Avukat > > Avukatın Üstünlüğü

Avukatın Üstünlüğü

 

Üniversitenin diğer bölümlerinde okuyan öğrenciler okulun bahçesinde sevgilileriyle baharın tadını çıkarırken; sen, kütüphanelerin kuytu köşelerinde icra iflas finaline çalışıyordun. Okulu ne yapıp edip biran önce bitirmeli ailene minnetini hayata atılarak belirtmeliydin. Hukuk Fakültesi’nin o bezdirici sınav stresi yüzünden, ne bir sevgilin oldu adamakıllı, ne sinemaya gidebildin doğru düzgün, ne de sosyal yaşamın oldu eğlenebildiğin. Tabi kız öğrenci yurdunun çok yataklı odalarında sigara dumanından sararmış duvarlarına yaslanarak, dedikodu yapıp delişmen kahkahalar attığınız akşamları saymazsak…

Fakülteyi bitirir bitirmez avukatlık stajını başlattın. Bir avukat yanında iş buldun. Aldığın maaş karnını doyurmaya bile zor yetiyordu, üstelik öğle yemeğini yol paranı çalıştığın avukattan alamıyordun. Yeri geldi sana az masraf verildiği için tebligat parasını bile sen ödedin. İstanbul’un ücra semtlerinin bodrum katı nemli evlerinde oturan akrabalarının evinde kaldın. Aldığın aylığın bir kısmını ailene gönderdin. Yattığın yatakta gece çıkan tahtakuruları yalnız bedenini değil, yaşama sevincini de kemirdi. Ailen sana “orada ne yapıyorsun bir başına gel burada yap, ne yapıyorsan,” dedi, dinlemedin. Kararlıydın, bu kente yenilmeyecektin.

Stajyerken kendini bir yıl sonra avukat olacak biri gibi değil de büronun elemanı gibi hissettin. Sana çay getirttiler. Büfeden sigara aldırdılar, hatta loto kuponu bile yatırttılar ama avukatlığın nasıl bir meslek olduğunu hiç anlatmadılar. Kendin öğrenmek istedin, icradan icraya koşturmaktan fırsatın olmadı. Takip memurları senden daha çok şey biliyordu bu yolda. Tebligat zarfı katlamayı öğrenmekle avukatlığı öğrendiğini sandın. Avukat olunca yanıldığını anladın. Adliye memurlarının sana karşı tutumu Kafka’nın Değişimi’ndeki Samsa’ya, babasının davranışını aratmıyordu.

Stajın bittikten sonra bir kuruma girmeye çalıştın “muvaffak” olamadın. Onca şey arasında mesleğin bağımsız yapılması gerektiğini anladın. Bir arkadaşının bürosunu ortak kullandın. Çevrende sana akıl veren çoktu ama çevre namına hiç kimsen yoktu. Baro’ya başvuran yoksulların işlerini aldın. Bir dosya için iki yıl duruşmalara girdin çıktın, karşılığında aldığın para yüz elli liraydı. Onca yokluk ve zorluğa, “avukat dürüst olursa para kazanamaz” safsatalarına kulak asmadın. Doğruluktan sapmadın. Küçük iş büyük iş ayırımı yapmadın. Her işi hakkıyla yerine getirdin. Müvekkilin parasını üzerinde tutmadın. Bir defasında müvekkile güvenip makbuz almadın. Dosyadan kalan vekalet ücretini tahsil edince müvekkilin sana bağırdı: “Bu dosya için ne yaptın ki?” Yetinmedi gidip seni Baro’ya şikâyet etti. Baro’dan ceza yedin. Yani yeri geldi, kendini Barona da anlatamadın.

Bir duruşmada sana müvekkilin yanında sesini yükselten mahkeme yargıcına, “Mahkeme kadıya mülk değildir,” dediğin için ağır cezada yargılandın. Sonunda beraat ettin ama o iki yıllık dava sürecinde öldün öldün dirildin. Sırtındaki avukatlık cüppesini ne zorluklarla elde ettiğini bir tek sen biliyordun… Onu senden alırlarsa yaşayamazdın.

Dürüstlüğün prim yaptı. Küçük iş diye başkalarının almadığı işler, sana büyük işler olarak geri döndü. Çevren yoktu ama senin iyi bir avukat olduğun yayıldı sağa sola. Kendi bürona geçtin. Elin para tutmaya başladı. Bir iki şirkete dışarıdan hukuk müşaviri oldun. Ancak şirketler sana asgari ücret üzerinden maaş verdiler, seni esir aldıklarını sandılar. Sabah akşam gece gündüz akıllarına ne gelirse arayıp sordular. Canları istediğinde şirket merkezine çağırıp rapor aldılar. Kimi şirketler bunu da yapmadılar. Piyasada biraz fazlaca avukat bulunmasından olsa gerek, sana git borçludan parayı al, oradan al alacağını dediler. İhtiyati haczin teminat bedellerini bile sana ödettiler. Batak dosyalarda yaptığın masraflar senden çıkmış oldu. Haciz masrafı vermeyen şirket yetkilileri hacze neden bir an önce gitmediğin konusunda senden hesap sordu. Neden borçlulardan mal kaldırmadığını müvekkiline anlatmak seni epeyce yordu. En son dayanamadın, “Mesleğin onurunu size ezdirtmem” deyip kapıyı çarpıp çıktın.

Kimi icra dairelerinde dönen rüşvet döngüsüne sen girmek istemedin. Bazı görevlilerin rüşvet çizelgesi tuttuğunu

gözlerinle gördün. Gel gelelim dosyaların hep gerilerde kaldı. Avanta vermediğin için işlerini yaptıramadın. Vermek zorunda kaldığın avantalar da senin üzerine kaldı. Lakin müvekkile yazılacak gider belgelerinde “avanta” verdim demeye utanıyordun. Kaç icra dosyan kayboldu. Adliye arşivlerinde mübaşirlerle birlikte az mı toz yuttun. Adliyelere UYAP diye bir sistem geldi, iyi dedin artık rahat çalışırız. Nerde! Sistem hep durdu bazen çalıştı. Günlerce takip açmayı bekledin. Esas defterine yazılan takip numaralı dosyaları bile özler oldun.

Bağlı olduğun Barondan her yıl 1.500’e yakın avukatın ruhsat aldığını öğrenince şaşırdın. Fakülte bitirmenin avukat olmak için yeterli olduğu bir ülkeydi yaşadığın. Pıtırak gibi çoğalan Hukuk Fakültelerinden hukuk yerine kanun öğrenerek mezun olan öğrenciler gördün. Bunlar baba parasıyla yabancı isimli bürolar kurdular. Şimdi onlarla yarışıyorsun. Geçtiğin yolları düşününce acı acı gülüyor, kendi kendine para, saadet getirmiyor ama Hukuk Fakültesi diploması getiriyor, diyorsun. Ay sonu geldiğinde sekreter maaşı, stajyer maaşı, büro giderleri derken cebinde üç kuruş para kalmadığı zamanlarda öfkeleniyorsun. Çocuğunun eğitimi için gerekli kaynakları

sağlayamıyorsun. Milletvekili çocukları salt sınavsız avukat olsunlar diye Avukatlık Sınavı bir gecede kaldırıldı, gıkını çıkarmadın. Sadece sen değil en büyük meslek örgütün olan Barolar Birliği’nin (TBB) de buna ses çıkarmamasına anlam veremedin. Türk Eczacılar Birliği, tüm eczacılar adına ilaç anlaşmalarında Sağlık Bakanlığı’nı dize getirirken, Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın sınavın kaldırılmasına neden direnemediğini anlamadın. Mali Müşavirler Odası kendi çıkardığı yönetmelikle mesleğe girişte sınav getirirken, TBB’nin ne yaptığını sorgulamadın. Yakında yürürlüğe girecek Arabuluculuk yasa tasarısıyla bir kurstan sonra dileyen avukatların tüm işlerini yapacak sen durumu kavramıyorsun.

Yıllardır vekâlet puluna para yatırıyorsun, akıbetini ve sana geri dönüşünün ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyorsun. Hastalandığında devlet hastanelerinde sürünüyorsun ama özel hastanelerle bu fonda biriken para harcanarak TBB tarafından neden anlaşma sağlanmadığını sormuyorsun. Hasbelkader bir özel hastanede tedavi olduğunda paranı yardım adı altında TBB’den istediğinde senden neden elli bin tane belge istendiğini, meslek örgütünün sana neden güvenmediğini idrak edemiyorsun. Staj yaparken sana verilen kredinin TBB tarafından ne çabuk geri istendiğini ise üzülerek görüyorsun. Bir yabancı şehre iş için gittiğinde avukat evi olmadığından üçüncü sınıf otellerde kalıyorsun ama Barolar Birliği’nin kendisi için Ankara’da saray yavrusu bina yaparken, avukat evi projesi neden geliştirmediğini arayıp sormuyorsun.

Her şeye karşın bir şeyi iyi biliyorsun: Bu ülkede Hukuk adına bir şeyler yürüyorsa bu senin ve senin gibi meslektaşların sayesinde gerçekleşiyor. Bu topraklarda Hukuk varsa bu senin özverili çalışmandan kaynaklanıyor. Kulağına Hukukun üstünlüğü sözü çalındığında sen avukatın üstünlüğünü görüyorsun. Ama gelgelelim bunları bilmek yetmiyor Sayın Avukat, ayağa kalk!

Yoksa bu gidişle 5 Nisan Avukatlar Günün hiçbir zaman kutlu olmayacak…

 

 

Coşkun ONGUN

 

 

 

 

Bu yazı İstanbul Barosu Bülteni’ nin 2009 Mart Sayısı’ nda yayınlanmıştır.